Connect with us

Adet söktürücüler, kadınların adet dönemlerindeki ağrılarını azaltmak ve kanamaları düzene sokmak için faydası olan bitkiler ve karışımlardır. Gerek adet sancıları, gerekse geciken kanamaların yarattığı olumsuz fiziksel ve ruhsal durumlar, kadınlarda stres ve gerginlik oluşturur, günlük hayatı olumsuz etkiler.

Adet gününün gelmesine rağmen, kanamanın başlamaması olarak tanımlanabilecek adet gecikmesi, bitkisel ürünlerle doğal ve zararsız şekilde çözüme ulaştırılabilir.

Adet Sancısı Neden Olur?

Ağrılı adet kanaması olarak da bilinen Dismenore’nin; primer (birincil) ve sekonder (ikincil) olmak üzere 2 sebebi vardır. Birincil sebepler genelde doğal sebeplerdir.

Adet sancısının temelinde yatan sebep, yumurtlamayı takiben, kanamaya hazır hale gelen rahim içini örten tabakanın, döllenme gerçekleşmediği için kasılarak dökülmesidir. Bu kasılma sürecinde ağrı hissedilmesi olağandır.

Kasılma esnasında rahimde prostaglandin adı verilen kimyasallar salgılanır ve bu da adet sancısını tetikleyen etkenlerden biridir. Prostaglandin seviyesi yüksek olduğunda adet sancısına eşlik eden bulantı, kusma, sersemlik gibi hisler de devreye girebilir.

Adet sancısı için pek çok bitkisel ve medikal çözüm var. Ama her ay tekrarlanan bu doğal döngüyü iyi yönetmeyi bilirseniz, adet sancılarının sizi esir almasını ve hayatı zehir etmesini önleyebilirsiniz.

  • Adet gecikmesi yaşandığında papatya ve biberiye bitkisini çay şeklinde demleyerek içmek, adet söktüren yöntemlerdendir.
  • At kuyruğu otu da kaynatılarak içildiğinde adet sancısı ve adet sökülmesi için fayda sağlayacaktır. Eğer tadı sert gelirse balla tatlandırabilirsiniz.
  • Civan perçemi ve çörek otu da birlikte kaynatılarak içildiğinde adet gecikmesi şikayetine iyi gelir. Bu karışım, kısırlık sorunu olan kadınlar için de fayda sağlar. Menopoz döneminde adetten kesilen kadınların yaşadığı sorunlar için de çözüm getirir. İsterseniz bu karışıma sığır kuyruğu da ilave edebilirsiniz.
  • Adet gecikmesi sorunu yaşayanlar için bir öneri de çiriş otudur. Çiriş otunu kaynatıp balla karıştırarak içebilirsiniz.
  • Çörek otunu balla karıştırarak yerseniz, adet söktürücü olarak bir çözüm daha üretmiş olursunuz.
  • Balla tatlandırılmış, kaynatılmış kekik de günde 3 kez içilebilir.
    Adet döneminde yaşanan şiddetli ağrılar için kaynatılan kuş dilini balla karıştırarak aç karnına içebilirsiniz.
  • Salatalarda, cacıklarda, poğaçalarda, sebze ve et yemeklerinde sıkça ve sevilerek kullanılan dereotu da, oldukça etkili bir adet söktürücüdür. 2 çay kaşığı dereotunu dövüp, kaynatıp içerseniz, adet söktürdüğüne tanık olabilirsiniz.
  • Adet gecikmesi yaşadığınız sıkıntılı dönemlerde kerevizi de bolca tüketirseniz, adet söktürücü etkisini görebilirsiniz.

Tüm bu bitkiler, hem adet sancısı, hem de geciken adet kanamaları için fayda sağlayıcıdır.

Adet Sancısına Bitkisel Çözüm

Adet sancısı nasıl geçer sorusuna cevap olarak verilebilecek, her derde deva bitkisel çözümler şıkkı vardır. Bu bitkisel formüller adet sancısını dindirmede oldukça etkilidir.

İşte adet sancısı için teskin edici kürler ve adet sancısına çözümler:

Adet sancısına iyi gelen bitkilerin başında maydanoz başı çeker;
Yarım demet maydanozu, 1 su bardağı su ile kaynatın ve demlenmeye bırakın. Adet sancısı hissedildiğinde içilecek bu karışım sancıyı kesecektir. Ancak maydanozu demlenir demlenmez taze olarak içip tüketmelisiniz.

  1. 1’er tatlı kaşığı papatya, ardıç tohumu, kuru nane, adaçayı, anason ve tatlandırmak için 1 çubuk tarçını 1 litre suya karıştırarak kaynatın ve günde 3 kez aç karnına için.
  2. 1 çay kaşığı oğul otunu 1 fincan su ile kaynatın ve demlenince aç karnına için.

Adet sancısına iyi gelen bitki çayı olarak şunu da deneyebilirsiniz.

  1. 1 tatlı kaşığı zencefille 1 fincan suyu kaynatın ve demlenince üzerine 1 tutam papatya ekleyin ve yeniden demlenmeye bırakın. Çayı süzün ve içine 1 çimdik tarçınla, 1 tatlı kaşığı bal ekleyin. Adet döneminizde günde 3-4 kez için.
  2. 1 fincan suyun içine kantaron otu karıştırın ve kaynatın. Demleyin ve 1 çay kaşığı bal ekleyip için.
  3. 1 tatlı kaşığı bal, yarım limonun suyu ve 1 çay kaşığı tarçını, 1 fincan sıcak suya karıştırın ve için.

Bitkisel karışımları, çayları ve hatta ağrı kesicileri, ağrı başlamadan yahut başlar başlamaz içerseniz, ağrının kesilme süresi kısalır.

Adet Söktürücü Bitkilerden Çay Tarifi

Maydanoz
Civanperçemi
Kimyon
Kiraz sapı (kurutulmuş olmalı)
Papatya
Nane
Karabaş otu
Ada çayı

Hazırlanışı: Adet sancısına ve geciken adet kanamasının sökülmesine faydalı olacak bu bitkilerin hepsinden birer çay kaşığı koyarak hazırlanacak çayla, sonuca ulaşabilirsiniz. Bilhassa kimyon, adaçayı, papatya ve kiraz sapı, adet söktürücü özellikleriyle, sancılarınızın azalmasına, rahat bir uykuya ve vücudunuzun teskin olmasına sebep olacaktır.

Adet Sancısına İyi Gelen İlaçlar

Adet sancısına iyi gelen şeylerin başında ilaçlar gelir. Pek çok kadın adet sancısına çözüm olarak ilaçlardan yardım alır. Arveles, Dolorex, Advil, Buscopan, Cycladol, Majezik, Apranax, Parol, Vermidon gibi aneljezikler, adet sancısı sırasında en çok başvurulan ve kullanılan ağrı kesicilerdir.

Bunun dışında çok şiddetli geçen adet sancısı tedavisi için kadın doğum hekimlerinin hastaya özel önerebileceği doğum kontrol hapların da vardır. Ancak bünyeniz hassas ve alerjikse, hekime danışmadan herhangi bir ilaç kullanmamanız, hekim tavsiyesiyle ve gerekli görülürse iğne ve ilaç tedavisine başlamanız mühim bir noktadır.

Adet Söktürücü İlaçlar Ve Kullanımı

Adet söktürücü ilaçlar gebelikten korunma amaçlı, ve bazen de geciken adeti başlatabilmek için kullanılır. Bazı kadın hastalıklarında da tedavi amaçlı kullanıldığı olur.

Adet söktürücü hap kullanacak olan hamile değilse, rahim duvarına baskı yapılarak, rahim duvarlarının ve atıkların sökülüp atılması sağlanmış olur. Bu şekilde adet kanaması başlar.

Kadınların adet döngülerinin ilk döneminde östrojen hormonu etkindir. İlerleyen günlerde ise progesteron hormonu ağırlık kazanır. Adet söktürücü ilaçlar da bu döngüyü taklit ederek etki sağlarlar. İlkin progesteron hormonu verilip, sonrasında ilaç kesildiğinde hormon seviyesi düşer ve 4-5 gün içinde adet başlar.

Doktor tavsiyesi ile kullanılacak bazı adet söktürücü ilaçlar şunlardır:

Tarlusal 5 mg Tablet
Luteynyl 5 mg Tablet
Duphaston 10 Mg Tablet
Cyclo- Progynova Draje
Apranax Fort 550 mg Tablet
Naprosyn CR 750 mg 10 Tablet
Advil Liquigel 200 Mg 20 Kapsül

Adet söktürücü ilaçları kullanmadan önce gebelik şüphesi olup olmadığı iyice tetkik edilmelidir.

Adet Söktürücü Yiyecek Ve İçecekler : Kereviz, maydanoz, dereotu, atkuyruğu, yabani kekik, civan perçemi, zerdeçal gibi bitkiler adet söktürücü olarak etkili olan şifalılardır.

Yaklaşık 2 yıldır SÜPER AKTÜEL sitesinde editorlük yapan Cemil YILDIRIM, BİLİM ve SAĞLIK köşesinde yazılar yazmaktadır.

Advertisement

SAĞLIK

Çocuğunuzun Sinirlenmesinin Sebebleri

Çocuklar bir yaşından bu yana öfkelenme ve bunu gösterme davranışına başlamaktadır.

Published

on

Hiçbir çocuk “hayır” yanıtını sevmediğinden aradığı gerçekleşmeyen her çocuk, bağırma, ısırma, vurma ve kendini yere atma yöntemlerine başvurabilir.

Çocuğun öfkesinin arttığı bu benzeri vaziyetlerde çocuğa öfkeyle reaksiyon göstermek yapılmış olan en büyük yanlıştır.

Memorial Ataşehir Hastanesi Genç ve Ergen Psikolojisi Bölümü’nden Uz. Psk. Özge Merve Türk, çocuklarda sinir denetimiyle ilgili bilgi verdi.

Çocuk sinirini dikkat çekmek amaçlı kullanır

Sinir, spontan ve naturel olarak yüzde kızarma, kalbin çarpması ve minik çocuklarda ağlama krizlerine varan reaksiyonlar olarak meydana çıkabilir. Doğumundan sonraki dönemde gereksinimlerinin ağlama ile giderildiğini ve etrafı harekete geçirebildiğini ağır ağır öğrenen çocuk , ihtiyaçları giderilmediğinde düş kırıklığıyla tanışır ve bir çaresinin ağlamak olduğunun farkına varır.

Çocuklar bir yaşından bu yana öfkelenme ve bunu gösterme davranışına başlamaktadır. Kızgın davranışlar çoğunlukla inşa etmek istediğini yapamama, istemediği bir şeyi yapma, bir sürü yorulma, acıkma, kendini ifade edememe ve ebeveynlerin ilgisini çekmek için kullanılan bir yoldur .
Ben merkezli ve dürtüsel durumda olan genç bu dönemde davranışlarını engellemek istemez ve onu yönlendirmeye personel ebeveynler ile zıtlaşır. Kriz de tam bu noktada başlar.

Öfke krizi amaçlı en ciddi dönem 2 yaş!

“Korkunç 2 yıl ” (terrible two) olarak adlandırılan 2 yıl çağı çocuğun yürümeye ve konuşmaya başladığı, çevre üstünde hâkimiyetinin arttığı, kendini dünyanın merkezindeymiş benzeri hissettiği aşamadır . Genç engellenmekten hoşlanmaz. Bu vaziyet da karşılıklı gerginliği artırır ve çocukta tutturmalar, olumsuz tavırlar sinir krizlerine dönüşebilir.

Çocuğun öfkesi karşısında ne yapılmamalı?

  • Çocuğun gerginliğini hepten artıracağından onun kızgın tutumlarına karşılıklı reaksiyon verilmemelidir.
  • Çocuğu odaya kapatarak cezalandırmak benzeri öfkeyi artırıcı ve manasız davranışlardan uzak durmak gerekir.
  • Çocuğa kızgın biçimde davranmak çocuğun da kızgın biçimde davranması amaçlı model oluşturmaktadır. Bu yüzden çocuğa kızgın davranılmamalıdır.
  • Çocuğun her talebi hemen mahaline getirilmemelidir. Nedeni Ise bu çabuk bir çözümmüş benzeri görünse de çocuğun öfkelenmek ve istediğinin olması içinde ilişki kurmasını ve bu davranışını pekiştirmesini sağlamaktadır.

Çocuğun öfkesi karşısında ne yapılmalı?

Öfke krizi esnasında uslu kalınmalı, kriz anı geçince çocukla konuşulmalı, hisler dışa vurulmalı ve böylece 2 tarafın da deşarj olması sağlanmalıdır.
Çocuk; öfkesi nedeni ile vuruyorsa çocuğu yalnızca tutmak ve onla beraber göz kontağı kurarak bunu tekrar yapmamasını ifade etmek doğrudur.
Davranışlarda tam olarak olmak gerekir. Mesela yatma saatinde “yatağa gitmek arzu eder misin?” benzeri açık uçlu bir soru mahaline “yatağa gitme saati” demek krizleri önlemekte faydalıdır .

Çocuğun öfkesine çözüm olarak ne uygulanabilir?

Çocuğun sinir problemi çözülemediğinde ve ilerleyen yaş grubundaki uyarı eksikliği, hiperaktivite, endişe , bunalım benzeri psikiyatrik tabloların da eşlik ettiği sinir kontrol sıkıntıları yaşanabilmektedir. Bu nedenle ailelerin danışmanlık hizmeti alması faydalıdır . Oyun terapisi teknikleri ile yapılan psikoterapi zamanı bu konuyla alakalı faydalı yöntemler içinde bulunmaktadır.

Continue Reading

SAĞLIK

Küresel Kabus Coronavirüs / Covid-19

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) uluslararası halk sağlığı acil durumu ilan etmesine neden olan ve hâlihazırda devam eden, başladığı günlerde 2019-nCoV,
daha sonra WHO’nun resmi kararıyla Covid-19 olarak adlandırılan salgın, 2019’un Aralık ayının son günlerinden beri dünyanın gündeminde.

Published

on

Salgına neden olan coronavirüs başlangıçta kulağımıza tanıdık gelmemiş olsa da aslında pek çok kişinin bu virüsün daha hafif türleri ile daha önce karşılaşmış olması muhtemel.

Çünkü bu virüsün dört suşu yaygın soğuk algınlığı vakalarının yaklaşık beşte birinin sorumlusu. Coronavirüsler hem insanlarda hem hayvanlarda bulunabilen büyük bir virüs ailesinin bir parçası. Bazıları insanları enfekte edebiliyor ve yaygın olarak basit bir soğuk algınlığına ya da MERS (Orta doğu solunum sendromu) ve SARS (Ciddi akut solunum sendromu) gibi çok ciddi hastalıklara neden olabiliyor.

Covid-19 Anlamı?

Covid-19 ismine karar verilirken WHO danışmanları sadece hastalığa neden olan virüs türüne odaklandı. Co ve Vi coronavirüsten, “d” İngilizcede hastalık anlamına gelen “disease” kelimesinden, 19 ise vakaların görülmeye başlandığı yıl olan 2019’dan geliyor.

Coronavirüsün alfacoronavirüs, betacoronavirüs, gamacoronavirüs ve eltacoronavirüs olmak üzere dört farklı cinsi var. Alfa ve beta coronavirüs insanları enfekte edebilirken, gama ve delta coronavirüs sadece hayvanları enfekte edebiliyor.

Yirmi yıldan kısa bir süre önceye kadar coronavirüs, insanlarda hafif derecede hastalığa neden olan bir virüs olarak değerlendirildiği için aslında araştırmaların çok da odak noktası olmamış. Ta ki Çin’deki SARS salgınının arkasındaki patojenin bir coronavirüs olarak belirlendiği 2003 yılına kadar…

Ardından, neredeyse 10 yıl sonra başka bir coronavirüs türü, MERS salgınıyla gene dünyanın gündemine oturdu ve şimdi gene başka bir coronavirüs türü neden olduğu salgınla dünyanın kâbusu oldu.

Detaylı araştırmalar sonucunda, 2002 yılında Çin’de görülen SARSCoV’ün misk kedisinden, 2012 yılında Suudi Arabistan’da görülen MERS-CoV’ün ise çöl devesinden insana geçmesiyle salgınların ortaya çıktığı bulunmuş. Aralık ayından beri gündemimizde olan yeni coronavirüs ise daha önce insanda rastlanmayan bir tür.

SARS’a neden olan coronavirüs ile aynı virüs ailesine ait olsalar da aynı tür değiller. Coronavirüsler hayvanlardan insanlara geçebilen bir virüs türü olduğu için zoonotik, neden oldukları hastalıklar da zoonotik hastalıklar olarak adlandırılıyor. İnsanların bağışıklık sistemi daha önce bu virüs ve bakterilerle karşılaşmadığı, dolayısıyla da vücutta daha önce bu patojenlere karşı bağışıklık gelişmediği için zoonotik hastalıklar ölümcül olabiliyor.

O bir RNA Virüsü

Coronavirüsler zarflı ve tek iplikli RNA virüsleridir, yani genetik materyalleri bir RNA ipliğinden oluşur ve her viral partikül bir protein zarfına sarılıdır. Bütün virüsler konakçılarını enfekte ederken temelde aynı yolu izler. Bir hücreyi istila eden virüs, o hücrenin bazı bileşenlerini kullanarak kendisini kopyalar, daha sonra da kopyaları diğer hücreleri enfekte eder. Ancak RNA virüslerinin farklı bir özelliği vardır. Bu virüsler, RNA replikasyonu sürecinde, tipik olarak hücrelerin DNA kopyalarken kullandığı hata düzeltme mekanizmalarına sahip olmadıkları için replikasyon
sırasında ortaya çıkan hataları düzeltemezler. Bununla birlikte, coronavirüsler RNA virüsleri içerisinde 30.000 bazla en uzun genoma sahip virüs grubudur.

Replikasyon sırasında hata düzeltme yeteneğinden mahrum olan bu patojenlerin kopyaladıkları baz miktarı arttıkça hata yapma olasılıkları da artıyor. Dolayısıyla her hata beraberinde yeni bir mutasyonu getiriyor. Bu mutasyonların bazıları da virüse yeni hücre tiplerini, hatta yeni türleri enfekte etme yeteneği gibi yeni özellikler sağlayabiliyor.

Bir coronavirüs dört yapısal proteinden oluşur: nükleokapsid, zarf, zar ve çubuksu çıkıntılar (dikenler). Bu çıkıntılara Latincede taç anlamına gelen “corona” adı verildiğinden bu virüslere coronavirus (taçlı virüs) denir. Nükleokapsid, zarf ve zar proteinleri tarafından oluşturulan küreye benzer bir yapının içinde, genetik materyali bulundurur. Dikensi çıkıntılar ise virüsün enfekte edebileceği hücreleri belirler ve hücrelerdeki almaçlara bağlanır.

Coronavirüsler, enfekte kişiler nefes alıp verdiklerinde, öksürdüklerinde veya hapşırdıklarında dışarı attıkları damlacıklar yoluyla insandan insana bulaşabilir. Tipik bir cerrahi maske bu damlacıklarda bulunan viral partiküllerin geçişini engelleyemez ancak elleri yıkamak; sık dokunulan yüzeyleri ve nesneleri dezenfekte etmek ve yüze, göze ve ağıza dokunmaktan kaçınmak gibi basit önlemler enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltabilir.

Hafif soğuk algınlığına neden olan coronavirüsler öncelikle üst solunum yolunu (burun ve boğaz) enfekte ederken, daha ciddi hastalıklara neden olan coronavirüsler alt solunum yolunu (akciğerler) enfekte ederek zatürreye neden olurlar. SARS virüsü hücrede ACE2 (anjiyotensin dönüştürücü enzim-2) adı verilen almaca, MERS virüsü ise DPP4 (dipeptidil peptidaz-4) adı verilen almaca bağlanır. Her iki almaç da başta akciğer hücreleri olmak üzere vücudun farklı yerlerindeki hücrelerde bulunur.

Yapılan analizler Covid-19’a neden olan coronavirüsün de SARS gibi hücrelerin ACE2 almacına bağlandığını gösterdi. Diğer yandan aynı almaca bağlanan örneğin NL63 adı verilen bir insan coronavirüsü sadece üst solunum yoluenfeksiyonuna neden olurken, SARS ve Covid-19 coronavirüsleri alt solunum yollarını enfekte ediyor. İlginç olan başka bir nokta ise ACE2 almacının kalp hücrelerinde de yoğun olarak bulunmasına rağmen coronavirüsün
kalp hücrelerini enfekte etmemesi. Güney Afrika’daki Western Cape Üniversitesinden moleküler biyolog Burtram Fielding, virüsün hücrelere bağlanmasında başka almaçların da rol oynadığından şüphelendiğini söylüyor.

Coronavirüslerin bir başka önemli özelliği, yardımcı proteinleri sayesinde konağın doğuştan gelen bağışıklık tepkisinden kaçabilmesi. Bağışıklık hücreleri vücutta bir patojen tespit ettiğinde, patojenin çoğalmasını önleyen, patojenin protein sentezini durduran ve patojenin ölümünü tetikleyen interferon isimli proteinlerin salınmasıyla bağışıklık yanıtı başlar. Ancak bağışıklık sisteminin yanıtı ve tüm bu süreç, konakçı yani virüsün enfekte
ettiği kişi için zararlı da olabilir. Çünkü bağışıklık yanıtı bazen vücudun sağlıklı hücrelerine karşı olup otoimmün hastalıklara yol açabiliyor. Bu, biraz da virüsün ne kadar virülan olduğu, yani virüsün ne kadar yıkıcı bir bağışıklık tepkisine yol açtığıyla da ilgili olabilir. Dolayısıyla, bağışıklık sisteminin tepkisi vücudu korumak yerine vücuda zarar da verebilir. Bu yüzden bir virüs salgınında kişinin diğer sağlık sorunları da önem kazanır.

Coronavirüs bir yüzeyde ne kadar hayatta kalabilir?

Yeni bir çalışma Covid-19’a neden olan coronavirüsün cansız nesneler üzerinde bir haftadan bile daha uzun süre hayatta kalabileceğini gösterdi. ABD Salgın Hastalıklar Kontrol ve Önleme Merkezine göre, şimdiye kadar belirli bir yüzeye veya nesneye dokunduktan sonra eller ağza, buruna veya gözlere sürüldüğünde coronavirüsün bulaşıp bulaşmayacağı bilinmiyordu. Bilim insanları Covid-19 virüsü hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadıklarından bu soruya MERS ve SARS’a neden olan coronavirüsler üzerinde araştırma yaparak cevap bulmaya çalıştı.

İnsanlar ve hayvanlar üzerinde etkili olan virüslerle ilgili daha önce yapılmış çalışmaları inceleyen araştırmacılar, 22 çalışmada, insanda hastalığa neden olan mikroorganizmaların oda sıcaklığında, birçok yüzeyde 9 güne kadar canlı kalabildiğini buldular. Araştırmacılar coronavirüs ailesine ait virüslerin ise alüminyum, ahşap, kağıt, plastik ve cam gibi değişik malzemeler üzerinde en fazla 4 ila 5 gün canlı kalabileceğini söylüyor. Greifswald Üniversitesi Hastanesinden doktor Günter Kampf, düşük sıcaklık ve yüksek nemin bu virüslerin yaşam sürelerini uzattığını söylüyor.

Araştırma ekibindekiler, coronovirüsün yayılmasını önlemek için hastanelerde her türlü yüzeyin çok dikkatli bir şekilde sodyumklorit, hidrojenperoksit veya etanol içeren çözeltilerle dezenfekte edilmesini öneriyor. WHO da bu önerilen yöntemlerin özellikle MERS ve SARS virüsleri için çok etkili olduğunun altını çiziyor. Araştırmacılar bu yöntemlerin Covid-9 virüsü için de geçerli olacağını vurguluyor.

Hanover Leibniz Üniversitesinden virolog Eike Steinmann farklı coronovirüs türlerini incelediklerinde benzer sonuçlar elde ettiklerini söylüyor. Araştırma ekibi

Covid-19

Yeni coronavirüs Hayvanlarda görülen coronavirüslerin bazı türleri insanları da enfekte eder. 2019 yılının son günlerinde Çin’de daha önce insanda
görülmeyen yeri bir coronavirüs türü tanımlandı.

inceledikleri virüsler arasında Covid-19 virüsünün olmadığını bu nedenle de kontamine olmuş bir yüzeyle temas sonrasında bulaşma olup olmadığı konusunda veriye sahip olmadıklarını belirtiyor. Covid-19 virüsünün ne kadar tehdit edici olduğu düşünülürse elleri sık sık yıkamak ve ortak kullanım alanlarının temizliğine özen göstermek büyük önem taşıyor.

Ateş, Öksürük, Nefes Darlığı Ve Zatürre

Bilim insanları yıllardır mevsimsel grip ile mücadele etmek için çalışıyor ve grip virüsü hakkında pek çok bilgiye sahipler. Covid-19 hakkında bilinenler ise henüz sınırlı ve araştırmacılar daha fazla bilgi edinmek için bir nevi yarış içindeler. Hem mevsimsel grip virüsleri (influenza
A ve influenza B virüsleri) hem de coronavirüsler solunum yolu hastalıklarına neden olan bulaşıcı virüslerdir.

Tipik grip semptomları ateş, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrıları, baş ağrısı, burun akıntısı veya tıkalı burun, yorgunluk ve bazen kusma ile ishaldir. Grip belirtileri daha çok aniden ortaya çıkar. Grip olan çoğu insan iki haftadan daha kısa sürede iyileşir. Ancak bazı insanlarda grip,
zatürree gibi başka komplikasyonlara da neden olur. 30 Ocak’ta The Lancet dergisinde yayınlanan ve yaklaşık 100 kişinin katılımıyla yapılan çalışmaya göre, Covid-19’un en yaygın semptomlarının ateş, öksürük ve nefes darlığı olduğu tespit edildi.

Bu çalışmadaki hastaların sadece %5’i boğaz ağrısı ve burun akıntısından şikayetçiydi ve sadece %1-2’sinde ishal, bulantı ve kusma belirtileri gözlendi. Daha ciddi vakalarda enfeksiyon zatürreeye, ağır akut solunum yolu yetmezliğine, böbrek yetmezliğine ve hatta ölüme neden oldu.

Continue Reading

SAĞLIK

Saçkıran Nedir Kimlerde Görülür, Tedavi Yöntemleri Neler?

Stres üzüntü yaşayan kişiler saçkıran hastalığının daha çabuk yakalanabiliyorlar. Bu problem aslında sadece saçları değil vücudun her tarafında ki kılları etkilemektedir. Özellikle kaş kirpik sakal bıyık gibi alanlar daha belirgin bir şekilde dökülmektedir.

Published

on

Araştırmalara göre saçkırana yakalanan insanların ortak olarak yaşadıkları bazı sorunlar vardır. Bunların başında kesinlikle stres yer alıyor. Moral bozukluğu tip sorunlar saçkırana yakalanma riskini daha da çok arttırıyor.

Bunun gibi bazı hastalıklar bağışıklık sistemini aşırı duyarlılık sonucu oluşabiliyor. Saçkıranda bunlardan bir tanesidir. Vücudumuzdaki sistemler bazı dokular yabancı olarak algılanıp onların yok edilmesine karşı bir savaş başlatıyor. Bu da saçların dökülmesine sebep oluyor bağışıklık sistemi ile oluşan bu hastalıklar yok olmak yerine daha da fazla yaygınlaşan biliyor.

Saçkıran belirtileri olarak sayabileceklerimiz, yuvarlak, bozuk para büyüklüğünde parçalar halinde yer yer oluşan, saç köklerini etkileyen saç dökülmeleridir. Saçkıran yaş, cinsiyet fark etmeksizin her kişide görülebilir. Ama özellikle çocuk yaşlarda başladığı görülür.

Aşırı stres: Özellikle çok riskli sınavlara girecek olan öğrencilerin başına gelebiliyor. Aynı şekilde ailede birilerinin vefat etmesi sonucu bu stresler kat kat oranla artabiliyor.

Genetik: Genelde erkeklerde görülen saç dökülmelerine genetik asıllı olduğunu söylesek de aynı durum saçkıran hastalığı açısından da geçerlidir. Yani bu durum ailede daha önce yaşanmışsa bu riski çocukları da geçebilir ve genetik açıdan geçme riski oldukça yüksektir. Ancak saçkıran bulaşıcı mı derseniz asla değildir.

Bağışıklık Sistemi: Bağışıklık sisteminin asıl görevi dışardan gelen zararlı bakterilere karşı vücudu korumaktır. Fakat saçkıran oluştuğu zaman bu sistem vücudu koruyacağına aksine vücuda savaş açar. Bu tarz durumda beyaz kan hücreleri saç kökündeki hücrelere saldırır. Bunlardan etkilenen saç kökleri zayıflar ve saçlar uzamaz. Ama yine de vücudumuz bu köklere bağışıklık sisteminin yenemeyeceği hücreler yollayarak yeniden saç çıkmasını sağlar.

Saçkıran belirtileri genellikle erkeklerde saçlarının kalite kaybına uğramasıyla başlar. Ama çoğu zaman da en ufak bir belirtisi dahi olmaz. Ama şuna dikkat etmemiz gerekir. Aşırı stres altında yaşıyorsanız saçkıran hastalığına yakalanma riskiniz yüksektir. Sadece saçkıran hastalığı değil stresin de beraberinde getirdiği birçok hastalığa yakalanabilirsiniz.

Saçkıran hastalığının belirtileri, ilk başlarda saçlar ufak bir alanda birden dökülme yaparak gösterir kendini sonra o dökülen alanlarda genişlemeler meydana gelir son evrede ise o dökülen yerlerde saçlar beyaz veya açık sarı olarak çıkmaya başlar saçların çıkması çok çok uzun zamanlar alabilir. Bazı tedavi süreçlerinde özelliklede sarımsak tedavisi gibi yöntemlerde saçın dökülen yerlerinde çıkan saçların tekrardan dökülmesi gözlemlenebilir.

Yine en çok merak edilen konulardan biriside bu hastalığın bulaşıcı olup olmadığıdır. Yolda veya çevrede gördüğümüz saçkıran hastasına rahatlıkla fark edebiliriz. Genellikle bu insanlara karşı içimde bir korku oluşur acaba bize de bulaşır mı diye fakat saçkıran hastalığı kesinlikle bulaşıcı değildir.

Saçkıran Nasıl Geçer?

Saç kıran bulaşıcı olmaması nedeniyle tehdit edici bir hastalık değildir ancak kişinin sosyal hayatını etkileyerek, psikolojik baskı oluşturabilir. Saçkıran tedavisinin bazı kişilerde uzun yıllar sürebildiği, bazı kişilerde ise uygulanan tedavi sonrasında tekrar etmediği gözlenmiştir. Burada önemli olan bir uzmana görünmek ve tedavi konusunda kararlı olmaktır. Saçkıranın tedavisi mümkün bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.

Tedaviye başlarken öncelikle tetikleyici etkenler olan stres ve üzüntü gibi ortamlardan uzak durmak gerekir, aksi takdirde tedavi süresi uzar. Bu rahatsızlık ortalama 2 ay ile bir yıl süresince tedavi edilebilir.

Kortizon Enjeksiyonu ve Merhemi

Tıbbi açıdan en çok uygulanan saç kıran ilacı kortizon enjeksiyonudur. Bu yöntemde çok ince bir iğne ile saç köklerine kortizon enjekte etmektedir. Aynı yöntem kortizon içeren kremlerle de yapılabilmektedir. Yine kortikosteroidler, immün sistemi baskılayan hap iğne veya merhemler saçkıran hastalığında kullanılan bazı ilaçlardır. Kortizonlu merhemlerin yanı sıra, %5 lik minoxidil ve bunun yanında bazı steroidlerin birkaç hafta boyunca kıl ve saç kaybı yaşanan bölgeye vermesi de uygulanan tedavi yöntemlerinden biridir.

Bitkisel olarak saçkıran tedavisinde kullanılması gereken ilk şey sarımsaktır. Başarı oranı %50 olduğu halde her iki insandan birinde mutlaka etkilidir. Ama tabiki bu saçkıran tedavisi yönteminde hemen gerçekleşmesi beklenemez. Tüm saçkıran çeşitlerinde en az 2 ay kadar sarımsak tedavisi kullanılmalıdır.

Saçkıran tedavisini uygularken yapmanız gereken. Sarımsağı ortadan kesip açılma olan bölgeye tahriş etkisi yaratana kadar sürmektir. Mezoterapi ile hızlı bir şekilde tedavi yapabilirsiniz.

Continue Reading

POPÜLER BİLGİLER