Connect with us

İnsan hakları, bireylerin salt insan olmakla kazandıkları haklardır. İnsanların, insan olarak taşıdıkları değerin sömürü,  baskı, kıyım ve her türlü doğal güç karşısında korunması ilkesine dayanır. 

İnsan haklarına saygı, özgürlük, eşitlik ve sosyal adalet düşüncesi, çoğulculuk ve katılımcılık demokrasi kültürünün temel göstergeleridir. Demokrasi ve insan hakları kültürü; devlet yapısında, toplumsal sistemde ve insan ilişkilerinde çok boyutlu olarak gerçekleşir. Her alanda demokratik değer, tutum ve davranışların geliştirilmesi, insanın özgürlüğü ve mutluluğu, toplumsal örgütleşme ve nitelikli vatandaşların yetiştirilmesi demokrasi ve insan hakları kültürünün dinamiğini oluşturur.

Demokrasi ve İnsan Hakları
İnsan hakları ilke ve standartları, cumhuriyet ve demokrasi kültürünü besleyen ve geliştiren bir işleve sahiptir. İnsan haklarına saygı; herkes için insan haklarının ve temel özgürlüklerin sağlanması, uygulanması, işlerlik kazandırılması ve davranışa dönüştürülmesi demektir İnsan haklarına saygı, devletin sorumluluğu olduğu kadar, toplumun ve toplumu oluşturan vatandaşların sorumluğunu da içerir. Ortak yükümlülük ve sorumluluk alanında; hakları sağlama, koruma, ihlalleri önleme, yararlandırma ve geliştirme önem kazanır. Hakları düzenlemek, sistemi kurmak, süreçleri tanımlamak, kurumlar yoluyla işlerlik kazandırmak, değerlendirmek, izlemek ve geliştirmek devletin sorumluluğundadır. Tüm toplum ve bireyler, bilinçli varlıklar olarak insan hakları bilgi ve bilincine sahip olmak, davranışa dönüştürmek ve hayata geçirmek sorumluluğunu taşırlar İnsan haklarının kullanımını gerçekleştirmek, ihlalleri önlemek, korumak ve geliştirmek toplum ve insan yaşamının pratiği içinde sağlanır.

İnsan haklarını bilme hakkı, uygulama sorumluluğu, uygulamasına katılım ve geliştirme kamusal, toplumsal ve bireysel duyarlılığı ve sorumluluğu gerektirir. Demokrasi ve insan hakları kültürü; bir devlet yönetimi biçimi olduğu kadar toplum ve insan için bir yaşam tarzıdır. Kamusal alanda yönetim süreçlerinde insan hakları ilke ve standartlarının temel alınması yanında, toplum içinde, ailede, sosyal çevrede , kentsel ve kırsal yaşam alanlarında, okulda ve başka düzeylerde ilişkileri yönlendirir. Ana-baba-çocuk ilişkileri, öğretmen-öğrenci ilişkileri, çocuk yetişkin ilişkileri ve diğer tüm ilişkiler içinde insan hakları ve demokrasi yaşanmalı, uygulanmalı, özümlenmeli, duyarlılık gösterilmeli, yaparak ve yaşayarak öğrenilmelidir.

İnsan hakları gelişim süreci içinde; kişi özgürlükleri ve siyasal haklar sosyal ekonomik ve kültürel haklar ile katılım ve dayanışma hakları olarak üç aşamada gelişmiştir.

Bütün insanlar özgür doğarlar, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket ederler İnsan hakları ve demokrasi kültürü evrensel olarak insancıl düşünceyi geliştirmiş ve yaygınlaştırmıştır.

Herkese eşit hak sağlanması, ayrımcılığın önlenmesi, eşitlik ve adalet hukuk devleti düşüncesinin gelişimini sağlamıştır. Yaşama, özgürlük ve kişi güvenliği hakları, köleliğin ve işkencenin önlenmesi, yaşamın dokunulmazlığı, uyruk hakkı, evlenme hakkı, mülkiyet edinme ve sahip olma hakkı, düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü, düşünce ve anlatım özgürlüğü, yönetime katılma, sosyal güvenlik hakları, herkesin onurunun ve kişiliğinin serbestçe geliştirilmesi için gerekli düzenin sağlanması ve devletin kaynaklarıyla orantılı olarak gerçekleştirilmesi sorumluluğu birinci kuşak insan haklarının özünü oluşturur.

Temel hak ve özgürlükler, sosyal, kültürel ve ekonomik haklar ise ikinci kuşak hakların alanıdır. Bu alanda; temel hak ve özgürlükler yaşama özgürlüğü, kişi özgürlüğü, kişi güvenliği, köleliğin ve işkencenin önlenmesi düşüncesi genişlemiştir. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti düşüncesi ikinci kuşak haklarla genişlemiştir. Devlet sorumluluğu güçlendirilmiş, eşitlik, adalet, özgürlük, akıl ve vicdan, katılım, kardeşlik, hoşgörü ve barışa dayalı ulusal ve uluslararası düzenin kurulması ve geliştirilmesi esas alınmıştır.

Hakları olan insan ve toplum düşüncesi çağdaş bir gelişme göstermiştir. Sosyal, siyasal kültürel ve ekonomik haklar alanında düzenlemeler benimsenmiş ve gerçekleştirilmiştir. Meslek seçme özgürlüğü, çalışma ve sosyal güvenlik hakları, sosyal yardım ve sosyal hizmetler hakkı, eğitim ve eğitim yoluyla yetişme ve gelişme hakkı, kültür, sanat ve bilim, kişinin topluma karşı ödevleri, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, görüşleri açıklama ve anlatım özgürlüğü, barışçıl amaçlarla toplantı yapma ve dernek kurma hakkı, evlenme ve aile kurma, hak ve özgürlüklerin ihlalini önleme ve hak arama hakkı düzenlenmiştir. Taraf devletlerin yükümlülükleri, uyulmasını sağlayıcı düzenlemeler ile hak ve özgürlüklerin ihlalinde kişisel başvuru hakkı düzenlenmiştir.

Katılım ve Dayanışma Hakları; üçüncül kuşak gelişmeler olarak, çevre, ekoloji ve ekolojik sistem, gelişme sorunları, toplumsal ve uluslararası dengesizlikler, yerel, bölgesel ve evrensel sorunların ele alındığı düzenlemeleri içerir. Çevre hakkı, gelişme hakkı, barış hakkı, insanlığın ortak mal varlığına saygı ve koruma hakkı tanımlanmıştır. Ekolojik denge, çevre koruma, zehirli atıklara karşı mücadele, teknolojik gelişme ve ilerlemelerin insan ve toplum yararına kullanımı, nükleer tehlikeye karşı önlemler, savaşa karşı barışı güçlendirmek, savaş ortamındaki çocukları korumak, halk sağlığını ve çevre sağlığını korumak düşünceleri önem kazanmıştır.
 

Yaklaşık 2 yıldır SÜPER AKTÜEL sitesinde editorlük yapan Cemil YILDIRIM, BİLİM ve SAĞLIK köşesinde yazılar yazmaktadır.

Advertisement

GÜNCEL

Dünya Tüketici Hakları Günü

Published

on

15 Mart Dünyada aslında Dünya Tüketici Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. Bu tarihin, yani 15 Mart’ın Dünya Tüketici Hakları Günü olarak anılmasının sebebi aslında, 15 Mart 1962 yılında ABD’nin o dönemdeki başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin Temsilciler Meclisi’nde yaptığı konuşmada ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavramdan söz etmesi sebebiyle başlamıştır. 1985 yılında ise Birleşmiş Milletler aldığı kararla bu konuşmanın yapıldığı tarihi, yani 15 Mart’ı Dünya Tüketici Hakları günü ilan ediyor ve Uluslar arası tüketici örgütleri de bu günü her yıl kutlamaya devam ediyor. Uluslar arası Tüketici Örgütü’nün Dünyanın 105 ülkesinde üyesi bulunmaktadır

15 Mart 1962 yılında ABD’nin o dönemdeki başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin Temsilciler Meclisi’nde yaptığı konuşmada ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavramdan söz etmesi sebebiyle dünyada Dünya Tüketici Hakları olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler ise 1985 yılında aldığı bir karar ile bu konuşmanın yapıldığı tarihi, yani 15 Martı Dünya Tüketici Hakları ilan ederek resmileştirmiştir. Ülkemizde Dünya Tüketiciler Günü adıyla kutlanmakta olup, ayrıca 15-21 Mart tarihlerini içine alan haftada da Tüketici Haftası kutlanmaktadır. Bu önemli gün ve haftada sadece tüketicinin nasıl korunacağı ya da tüketici hakları gündeme gelmemekte, topluma tüketicilik hakkında bilgilendirilerek gelecek nesillere sürdürülebilir bir dünya bırakmak amaçlanmaktadır. 2017 yılında Dünya Tüketiciler Hakları Günü ya da Dünya Tüketici Günü 15 Mart Çarşamba günü; Tüketici Haftası ise 15 Mart Çarşamba ile Salı günleri arasındadır.

Continue Reading

GÜNCEL

Yılbaşı

Published

on

Yılbaşı, herhangi bir takvime göre içinde bulunulan yılın bitimi ve yeni yılın başlangıcıdır. Dünyada en yaygın kullanılan takvim olan Gregoryen takvimini kullanan ülkelerde 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece yılbaşı gecesi veya yılbaşı akşamı olarak adlandırılır.

Türkiye’nin de kullandığı dünyanın en yaygın takvimi olan Gregoryen takvime göre 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece yılbaşı olarak kabul edilir.
 
Takvimlere göre yılbaşı günleri
 Gregoryen takvimine göre yılbaşı, 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gecedir.
 
Hicri takvime göre yılbaşı Muharrem ayının 1’inci günüdür.
 
İbrani takvimine göre kutlanan yılbaşına Roş Aşana denir. Yahudilere göre bu gün, evrenin yaratılışını temsil eder. Bu takvim bir Ay takvimi olduğu için Gregoryen takvime göre Roş Aşana her yıl değişik bir tarihte kutlanır.
 
Çin takvimine göre yılbaşı her yıl ilk kameri ayının Yeni Ay gününde kutlanır. Tam tarihi, Miladi takvime göre 21 Ocak ile 21 Şubat arasına düşer. Çin’de yılın en önemli bayramı olarak kabul edilir.
 
İran takvimine göre yılbaşı, baharın gelişi olan Nevruz’la kutlanır. Miladi takvime göre 20 veya 21 Mart’tır.
 
 

Continue Reading

GÜNCEL

Çanakkale Deniz Zaferini Anma Günü

18 Mart Çanakkale zaferi, Türk milletinin bağımsızlığını ve topraklarını korumak için savaştığı, I. Dünya Savaşının sonucunu etkileyen, dünya tarihinde de önemli bir yere sahip olan savaşların sonucudur.

Published

on

3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı’nda cereyan eden bir seri deniz savaşları Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.

Çanakkale zaferi Türk milletinin gurur duyduğu, dönüm noktalarından biridir. 18 Mart Çanakkale zaferi, Türk milletinin bağımsızlığını ve topraklarını korumak için savaştığı, I. Dünya Savaşının sonucunu etkileyen, dünya tarihinde de önemli bir yere sahip olan savaşların sonucudur.

I. Dünya Savaşı devam ederken, Çanakkale boğazının askeri ve ticari önemi, adaların cazibesi ve boğazı geçerek İstanbul’u ele geçirme arzusu bulunan İtilaf devletlerinin harekete geçmesiyle başlayan savaş, şanlı tarihimize kahramanlıkların yaşandığı bir destan olarak geçti.

İtilaf devletlerinin stratejik öneme sahip olan boğazı ele geçirme niyetlerinin altında yatan sebepler arasında, Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olan İstanbul’u ele geçirerek savaştan çekilmesini sağlamak, Almanların ilerleyişine engel olmak ve müttefikleri olan Çarlık Rusya’sına denizden gereken yardımı yapma arzusu gelmektedir.

Çanakkale zaferine ulaşmamızı sağlayan aşamalar nelerdir?

Gerileme dönemine girmiş olan Osmanlı İmparatorluğu’nu ele geçirme arzusuyla, İngiltere ve Fransa 3 Kasım 1914 tarihinde Bozcaada’dan boğaza girdiler. Bölgeden İngilizler Ertuğrul ve Seddülbahir tabyalarına, Fransızlar ise Orhaniye ve Kumkale tabyalarına havan topu ile ateşe başladılar. Cephaneliğin isabet almasıyla, çok sayıda askerimiz şehit oldu.

İngilizlerin komutanı Amiral Carden, Çanakkale boğazında gösteriler yaparak boğazı geçmeye çalıştı. 24 Kasım 1914 tarihinde Fransız denizaltısı topçularımızın saldırısına uğradı. 2 Aralık 1914 tarihinde İngiliz denizaltısının yaptığı deneme de, Mesudiye zırhlımız batırılmış ve 24 askerimiz şehit edilmiştir. 

19 Şubat 1915 tarihinde düşman gemileri uzun menzilli atışlarla, boğaza girmek istemişlerdir. Orhaniye ve Ertuğrul tabyalarının ateş açmasıyla bocalayan İtilaf devletleri, boğazı ele geçirememe sebebi olarak gördükleri hava koşullarının düzelmesini beklemek istediler. Düzenlenen yeni saldırılarda da başarı sağlanamayınca 17 Mart 1915 tarihinde Amiral Carden görevden alınarak, yerine Robeck getirildi. Robeck 18 Mart 1915 tarihinde boğazda saldırı düzenleyip, İstanbul’a gireceğini duyurdu. Çanakkale müstahkem mevkii komutanımız Albay Cevat Çobanlı 17 Mart gecesi boğazda mayın döşenmesi için emir verdi. Emri alan Binbaşı Nazmi bey, Nusret mayın gemisiyle boğaza on birinci hatta 26 mayın döşedi. Bununla boğazdaki mayın sayısı 400’ün üzerine çıkmış oldu.

18 Mart günü boğaza giren Fransız ve İngiliz donanmasının ilk grubu Queen Elizabeth zırhlısı, İnflexible, Agamemnon ve Lord Nelson savaş gemileri, ikinci grubu Qcean, Wengeance Majestic, İrresistible savaş gemileri, üçüncü grubu ise Bouvet, Prince, Suffren savaş gemilerinden oluşmaktaydı. Boğazı rahatlıkla geçebileceklerini düşünen savaş gemileri ateşe başladılar. Hamidiye  istihkamlarını hedefleyen düşmanların, Dardanos bataryalarına doğru yönelmesine çalışılmış. Bunda başarı sağlayan ordumuz, Dardonos tabyasına yapılan saldırılara karşı koydu.

Mesudiye tabyası da ateş hattına girerek düşmana karşı ateşe başladı. Hamidiye’nin yardımıyla düşmanlara göz açtırılmadı. Bir saat kadar süren bombardıman sonunda tabyalarımız zarar görse de, Robeck Fransız savaş gemilerini geri çekip, İngiliz savaş gemilerini ileriye sürmeye başlamış. Boğaza döşenen mayınlar sebebiyle Suffren ve Bouvet hasar almış ve Hamidiye bataryamızın ateşine maruz kalmıştır. 

Bu olayı Çanakkale geçilmez kitabının yazarı şu şekilde anlatmıştır; ”saat 13:45’de Suffren’in gerisindeki Bouvet müthiş bir patlamayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanıp yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerin söylediğine göre, bir tabak suda nasıl kayıp giderse, o da öylece kayıp gitti.”

Düşmanların boğazdaki mayınları temizlemek için gönderdikleri tarayıcılara ateş açan tabyalarımız bunda başarılı olup, düşmanların geri çekilmesine neden olmuştur.

Savaş gemilerinden İrresitible, İnflexible, Agamemnon ve Queen Elisabeth büyük hasar gördü. Boğazı aşamayan düşmanlar, Çanakkale boğazının geçilemeyeceğini anlamış oldular. İtilaf devletleri bu kez karadan çıkarma yapmayı denediler. Kara savaşlarında düşmanın hangi bölgeden geleceği konusunda yapılan fikir alışverişinde, Mustafa Kemal Seddülbahir ve Kabatepe görüşünü savunurken, Alman komutan Von Sanders Anadolu yakası ve Bolayır yönünden çıkarma yapılacağı görüşünü sundu. Sonunda Bolayır ve Anadolu yakası uygun görülerek, askerler bu bölgeye yerleştirildi.

Ancak düşmanlar, Mustafa Kemal’in öngördüğü Kabatepe ve Seddülbahir üzerinden 25 Nisan sabahı saldırıya başladı. Mustafa Kemal 19. Tümen komutanı olarak Kocaçimen ve Conkbayır’da savaştı. Cephanesi tükenen askere ”süngü tak” emri verip, ”Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içerisinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir.” diyerek tarihteki en büyük siper savaşını başlatmış oldu. 18 metre aralıklı siperlerde bulunan askerler vuruldukça, yerini yeni askerler alıyordu. Conkbayır’a ilerleyen düşmanlar, dalgalar halinde geliyordu. Anafartalar Grup Komutanlığına atanan Mustafa Kemal, savaşta aldığı şarapnelle göğsünden vuruldu. Cebinde bulunan saat sayesinde bundan yara almadı. 

Türk ordusunun her cephede aldığı başarılar karşısında, düşman bozguna uğratıldı. Çanakkale savaşının en önemli kara savaşlarının yapıldığı cepheler, Bolayır, Seddülbahir, Beşike, Kabatepe, Conkbayır, Anafartalar ve Arıburnu’dur. Anafartalar ve Arıburnu cepheleri 19-20 Aralık’ta, Seddülbahir ise 8-9 Ocak’ta düşmanlardan arındırılmıştır. 1915 bahar aylarında büyük umutlarla bölgeye gelen düşmanlar, 1916 kış aylarında büyük bir bozguna uğratılmıştır.

Çanakkale zaferini sonuçları nelerdir?

Yenilgiye uğrayan, beklediğini alamayan İngilizler ve Fransızlar bölgeden geri çekildiler. 18 Mart 1915 tarihinde yaşanan Çanakkale zaferi, Türk toprakları üzerinde yapılan hesapları alt üst eden dönüm noktası olarak tarihe geçti. Napolyon’un söylediği ”İstanbul bir anahtardır. İstanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir.

Eğer Rusya, Çanakkale Boğazını ele geçirecek olursa, Tulon, Korfu ve Napoli kapılarına dayanmış olacaktır.” sözü, Fransızların boğazlar üzerindeki hassasiyetini anlatmaya yetecektir. Uluslararası ilişkilere yön veren boğazlar bu savaşların sonunda Türk hakimiyetinde kalmaya devam etmiştir. Zaferle birlikte savaşın olumsuz etkileri de silinmiştir. Tarihimizde önemli bir yere sahip olan bu savaşlar, Mustafa Kemal’in askeri dehasını gösteren gerçeklerdir. Savaştaki cesareti, aldığı kararlar ”Anafartalar Kahramanı” olarak ilan edilmesine ve Kurtuluş Savaşımızın başlamasına katkıda bulunmuştur. 

Çanakkale Savaşına katılan ulusların hepsi, her yıl anma törenleri düzenleyerek bu savaşı hatırlamaktadır. Özellikle Yeni Zelanda ve Avustralya bu savaşlardan oldukça fazla etkilenmiştir. Avustralya devletinin temelleri bu savaşla atılmıştır. Anzakların burada yaşadıkları  olaylar sebebiyle, her yıl çıkarmanın olduğu 25 Nisan tarihi ulusal tatil ilan etmişlerdir.  Ayrıca her yıl Anzak Koyunda törenler düzenleyerek, şehitlerini anmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla 18 Mart günü Çanakkale Şehitlerini Anma günü olarak kabul edilmiştir.

Dünyanın bir felaket ve başarısızlık olarak gördüğü bu savaş, Türk Milleti adına Çanakkale zaferi ismiyle tarihe geçmiştir. Atatürk’ün dediği gibi, ” Çanakkale zaferi ve diğer zaferler de Türk komutasının, Türk askerinin eseridir.” Bu savaşta hayatını kaybetmiş olan askerlerimizi hürmetle anıyoruz.

Continue Reading

POPÜLER BİLGİLER