Connect with us

Çeşme’da rezervasyonlar her sene hızlıca %100 seviyesine ulaşıyor. Çeşme Beach Club ‘lar her zamanki gibi tatilcilere hazırlanıyor ve bu yılda muhteşem eğlencelerin konserlerin ve harika partilerin olacağı bir çok mekan hakkında aradığınız bilgileri sizler için Çeşme’deki tüm kaliteli Beach ve Plajların Giriş ücretlerini ve mekanların özelliklerini araştırdık.

Çeşme’de bir çok otel oda kahvaltı olarak çalışmakta. Keyfine düşkün tatilciler için çeşme her şey dahil oteller haberimize bakabilirsiniz.

Çeşme Pırlanta Plaji Giriş Ücreti

En güzel sörf aktivitelerinin yapılacağı ve denize girilebilecek en güzel yer diyebiliriz. Genellikle sörfçülerin tercih ettiği bir mekandır. Rüzgarı ve Dalgası hiç eksik olmaz. Windsurf ve Kitesurf aktiviteleri için kesinlikle tercih edilmelidir. Giriş ücreti 50 TL ile 150 TL arasında değişmektedir. Pırlanta ismini ise kumların parlaklığından almaktadır.

Çeşme Dalyan Plajı Giriş Ücreti

Çeşmenin kuzeybatı bölümünde yer almaktadır. Merkeze 4 km civarında bir uzaklığı vardır. Değişik balıkların tadına bakmak isteyenler için birebirdir. Halk Plajı bölümü mevcuttur ve ücretsizdir. Üzerinde bir kaç Beach Club bulunmaktadır. Bunların giriş ücretleri de 40-50 TL arasında değişmektedir.

Çeşme Copacabana Beach Club Giriş Ücreti

Copacabana Beach Club Doğa Güzellikler ve Muhteşem bir deniz bir arada. Çeşmenin muhteşem denizi ve manzara ile birlikte sakin bir tatil keyfi yaşayacaksınız…Copacabana Beach Club Giriş ücreti olarak ta çeşmenin en uygun giriş ücretine sahip 40 TL giriş ücreti ile şezlong ve şemsiye alabilmektesiniz.

Çeşme Altınkum Plajı Giriş Ücreti

Çeşme yarımadasının güney kısmında bulunmaktadır. 3.5 km civarında bir sahip şeridi bulunmakta. Altınkum adını kumların sarı ve pırıl pırıl olmasından almaktadır. Su diğer bölgelere göre biraz daha soğuktur. Fakat koy olmadığı için daha temizdir. Çeşme merkeze 10 km kadar mesafededir…Altınkum plajının halk kısmı ücretsizdir. Yine aynı şekilde şezlong ve Şemsiye için 40 TL civarında ödeme yapmanız gerekir. Otopark konusunda sıkıntılıdır.

Çeşme Çark Plajı Giriş Ücreti

Çeşmenin sörf için en uygun plajlarından ikincisi. Suyun derinliği neredeyse 300 mtre civarına kadar 1 metreyi geçmemekte. Sörfçüler bu sayede düştükleri gibi hemen kalkabilmekte. Yüzmeyi düşünenler için pek tavsiye edilecek bir plaj değildir. Genellikle Sörfçüler bulunmaktadır. Giriş ücret 50 TL dir.

Çeşme Kocakarı Plajı Giriş Ücreti

Çeşmenin en eski ve en sakin plajlarından biridir. Halk Plajıdır. Giriş ücreti yoktur. Yanınızda gelirken Şemsiye ve Şezlong getirmeyi unutmayınız. Çevresinde tek işletme var oda rekabet olmadığı için son derece vasat. Fakat çeşme denizinin keyfini sakin bir ortamda çıkarmak istiyorsanız tam size göre bir plajdır. Genellikle yaşlı kesim ve aileler gelmektedir.

Çeşme Dilaila Beach Giriş Ücreti

Genellikle Beach partilerin mekanıdır. Denize girmek yerine eğlenmeye gelen 17- 22 yaş arası gençlerin ortak mekanıdır. Giriş ücreti 50 TL dir. Eğlenceli saatler geçirmek için kesinlikle kaliteli bir mekandır. Fiyatlar diğer plajlara göre çok makuldür.

Çeşme Alaçatı Aya Yorgi Plaji Giriş Ücreti

Denizi muhteşem sahili muhteşem . Ünlülerin akın ettiği localı beachler muhteşem… İçerisinde 9 civarında Beach Club bulunmakta.. Ortalama 40 TL ile 50 TL arasında giriş ücretleri var. Fakat çok eğlenceli güzel zamanlar geçirebilirsiniz. Müzik hiç susmuyor eğlence tam gaz devam. Eğlencenin dorukta olduğu bir kaç plaj ve giriş ücretleri…

Çeşme Before Sunset Beach Club bunların en meşhurlarından. Before Sunset Beach Club Giriş ücreti kişi başı 50 TL . Şezlong ve şemsiyeniz sizi bekliyor. Fakat genellikle Full. Bu nedenle rezervasyon yaptırmanız gerekecek.

Çeşme Marrakech Beach Club modern dekorasyonu ile göze hitap ediyor. Aya Yorgi plajlarının en gözdesi diyebiliriz ayrıca en pahalısı. Marrakech Beach Club Giriş Fiyatı 60 TL. Rezervasyonsuz giriş yapılamıyor. Giriş Fiyatına şezlong ve şemsiye dahildir.

Çeşme Sole&Mare Beach Club gündüz plaj gece ise Club konseptinde çalışmakta. Müzik hiç susmuyor. Eğlence tavan. Sole&Mare Beach Club Giriş ücreti 50 TL . rezervasyonsuz yer bulma ihtimaliniz var. Giriş Fiyatına şezlong ve şemsiye dahildir.

Çeşme Tren Beach Club aya yorgi koyunun yeni gözdelerinden. Tren Beach Club Giriş ücreti 60 TL ve araç ile gelirseniz 20 TL otopark ücreti mevcut. Fakat içerisi ayrı bir pahalı… Genellikle gençler tarafından tercih ediliyor. Rezervasyon ile giriş sağlanmakta. Gündüz gece devamlı dj eşliğinde partiler verilmekte… Genellikle Kerimcan Durmaz her hafta sahne almaktadır.

Çeşme Kafepi Beach Club Bize göre Aya Yorgi plajlarının arasında en kalitelisi ve en eğlencelisi. Gün boyunca ünlü djler ve sanatçılar ile her dakikası dolu dolu geçen zamanlar…Kafepi Beach Club Giriş ücreti 60 TL . İçeride ise yeme içme maalesef çok pahalı… Deniz konusunda yorum bile yapmaya gerek yok. İnanılmaz temiz ve pırıl pırıl… Eğlencenin tadına varmak istiyorsanız kesinlikle Kafepi Beach Club sizin tek adresiniz olmalı… Giriş Fiyatına şezlong ve şemsiye dahildir.

Çeşme Babylon Aya Yorgi Beach Club Ağaçlar arasında huzurlu ve eğlenceli bir plaj keyfi yaşamak için doğru adres Babylon Aya Yorgi Beach Club tam size göre… Babylon Aya Yorgi Beach Club Giriş fiyatı kişi başı 60 TL’dir. Şezlong Şemsiye Pofidikler ücretsiz…

Çeşme Ilıca Plaji Giriş Ücreti

Çeşmenin en sakin denizi ılıca plajların dadır.Deniz olarak biraz sığdır. neredeyse 100 mt ilerlersiniz fakat su hala beliniz dedir. Küçük bir koy şeklindedir.2 km den uzun bir sahili vardır. Halk plajıdır. Ücretsiz olarak giriş yapılabilir. Şemsiye ve şezlong isterseniz 40 TL den kiralamaktadır. Tertemiz bir kumsalı pırıl pırıl bir denizi vardır. Su sıcaklığı diğer çeşme kıyılarına göre daha sıcaktır.

Çeşme – Ilıca Plajında Hava Her Zaman Sıcak Ama Deniz Dalgalı Fakat Pırıl Pırıl…

Çeşme Fun Beach Club Altınkum plajında yer alan dansçı kızların hiç eksik olmadığı eğlencenin günün her saati yaşandığı bir Beach. Fun Beach Club Giriş ücreti 60 TL ve içeride fiyatlar pahalı. Fakat verdiğiniz paraya değmekte. Gün boyu hiç sıkılmadan bol bol dans edebileceğiniz dansçı kızların showları ile unutulmaz bir tatil yaşayabilirsiniz.

Çeşme Fly-Inn Beach Club çeşme sahillerinin en eğlenceli ve en büyük beach clublarından biridir Fly-Inn Beach Club Muhteşem localara sahiptir. Genellikle ünlüler ve kalburüstü bir gençliğe hitap eder. Kesinlikle ailecek gidilebilecek bir mekan değildir. Fly-Inn Beach Club Giriş ücreti 50 TL dir. İçerideki barlar ve cafeler son derece kaliteli ve pahalıdır.

Bodurm Plaj ve Beach Giriş ücretleri için tıklayın. 

Advertisement

GÜNCEL

Tıp Bayramı

Padişah 2. Mahmut zamanında, 14 Mart 1827 tarihinde, “Tıphane-i Amire” ve “Cerrahhane-i Amire” adları altında modern tıp eğitimi veren okullar kuruldu.

Published

on

“Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adlı tıp okulunun açılış tarihi olan 14 Mart 1827, ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul ediliyor.

14 Mart 2005 — Tıp Bayramı, ilk kez, 1. Dünya savaşı sonunda, İstanbul’un işgal edildiği günlerde, yabancı işgal kuvvetlerine karşı tıp öğrencilerinin bir tepkisi olarak 1919 yılında kutlandı. Günümüze kadar gelen bu 14 Mart kutlamaları, artık içinde bulunduğu haftayı da kapsayacak şekilde, “Sağlık Haftası” olarak kutlanıyor.

Tıbbın ilk insanla birlikte başladığı söylense de, genelde kabul görmüş olan ilk tıp büyüğü Aesculapius’dur. Kendisinden ilk kez İlyada’da Homeros bahsetmiştir: “Çağır Asklepios oğlunu, kusursuz hekimi” demektedir. Önce Zeus’un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir.

Tıp amblemlerinde yer eden, temeli doğu kültürüne dayanan ve tarihi M.Ö. 3000′ lere uzanan yılan figürü de, Asklepios ve O’nun asası ile bütünleşmiştir. Hatta Asklepios sözcüğünün grekçe “Askalabos” sözcüğünden geldiği söylenir ki, bu da yılan anlamına gelir. Ve Asklepios’un şifa veren gücünü yılandan aldığı, halkın da adaklarını Asklepios’a değil de bu yılana sunduğu söylenir.

Öyle ya da böyle, yılanlı asası ile Asklepios tıp tarihinin önemli dönemeçlerinden birini tutan bir sembol olarak yerini almıştır. 

Mitolojiden öte, yaşadığı kesin olarak bilinen ve hizmetleri sonucu tıbbın babası olarak kabul gören ise Hippocrates olmuştur. M.Ö. 460–450 yılları arasında Kos adasında doğan ve babası da doktor olan Hipokrat’ın tıbba katkıları ve getirdiği felsefe dünya tıp çevrelerince hâlâ kabul görür ve bu sebeple birçok ülkede hekimler mezun olurken “Hipokrat Andı” adı altında meslek yemini ederler.

KİŞİLER DEĞİL DE OLAYLAR YÖN VERMİŞ

Osmanlı tıbbı 15. ve 16. yüzyıllara kadar İslam tıbbının etkisi altında kalmış. Bu sırada batıda 14. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans 15. ve 16. yüzyıllarda bütün Avrupa’ya yayılmış. Tıp alanında da birçok buluş ve ilerlemeler kaydedilmiş. Osmanlı’da ise 17. yüzyıldan itibaren her sahada ortaya çıkan bozulmalar tıp eğitiminde de kendini göstermiş ve tıp medreseleri eskisi kadar yeni bilgilerle donatılmış hekimler yetiştiremez olmuş. Ayrıca batıda yazılan Latince, İtalyanca, Almanca tıp kitaplarını hekimler takip edememişler, dil bilen sayısının az olması, matbaanın Osmanlı’ya geç giriş ve kitap basmanın 1729’da başlamasından dolayı kitaplar tercüme edilmemiş ve yeterince basılamamış. Az sayıda bazı Osmanlı hekimleri ve bilim adamları kendi çabaları ile dil öğrenerek bu yenilikleri takip etmişler ve bu bilgileri de katarak kendi kitaplarını yazmışlar. Ama bu bilgileri yine de hekim adaylarına yeterince iletememiş.

  1. yüzyıla geldiğinde durum tıp eğitimi açısından pek iç açıcı değilmiş. Tıp medreseleri eski parlak dönemlerini kaybetmiş, hatta bazıları kapanmış. Bu arada ortalığı azınlıklardan ve Avrupa’dan gelen, yabancı hekimler sarmış. Mütabbib (tabip olmayan sahte hekim) hekimler serbest hekimlik yaparak, orduda da görev alarak birçok insanın ölümüne sebep olmuşlar. Bunların önlenmesi için birçok ferman çıkarılmışsa da engel olunamamış. Çünkü yeterli tıp eğitimi verilmediği gibi yeterli sayıda hekim yetiştirilemiyormuş. İtalyanca ve Fransızca bilen az sayıda hekim gelişmeleri takip ederek çevresinde yararlı olmaya çalışmışlar. Bunlardan Şanizade Mehmet Ataullah (1771–1826), Mustafa Behçet Efendi (1774–1834) gibi büyük hekimler bu durumdan çok rahatsız olmuşlar ve yeni tıbbın tıp eğitimine girmesini savunmuşlar.

III. Selim zamanında yeni tıp eğitimi veren, bir Tıphane açılması düşünülmüş. Teşrih (anatomi) yasağından dolayı ulemadan çekinen III. Selim buna cesaret edememiş, Rumlara tıp fakültesi kurmaları için izin vermiş. (1805). O dönemin hekimbaşısı 21 yaşında ilk hekimbaşılığını yapan Mustafa Behçet Efendi’ymiş. Bu dönemde de yeni tıp eğitimi veren bir Tıphane kurulması için çaba sarf etmiş, ama amacına ulaşamamış. Nitekim Mustafa Behçet Efendi, II. Mahmut zamanındaki hekimbaşılığı sırasında (53 yaşında) tıp eğitiminin düzeltilmesi için yeniden büyük bir çaba içine girmiş ve 1827 yılında bu amacına ulaşmış.
Sultan II. Mahmut 1826 yılında uzun zamandır uğraştığı bir meseleyi halletmiş. Düzeni tamamen bozulmuş olan yeniçeri Ordusu’nu ortadan kaldırıp (17 Haziran 1826) yeni bir ordu kurmuş (Askair-i Mansure-i Muhammediye). Bu yeni orduya bir hekim ve cerrah yetiştirilmesi gerekiyormuş. Bunu fırsat bilen hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi 26 Aralık 1826’da II. Mahmut’a, arada da üç dilekçe vererek, yeni tıp okulunun kurulmasının amacını, bu okulun nasıl ve nerede kurulacağı konusunda teklifini yapmış ve Padişah da onaylamış. 

14 MART 1827’DE TIP OKULU AÇILDI

Bizde tıp bayramının ne zaman kutlanacağı, ya da hangi tarihle ilişkilendirilmesi gerektiği sorusu ancak yakın tarihimizde cevap bulabilmiş. Sultan II. Mahmut’un yenilikçi hareketleri sonucu, hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin de katkılarıyla batılı anlamda ilk tıp mektebi olan, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire 14 Mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kurulmuş. Bu şekilde, tıp tarihimizde 14 Mart yerini almış. Aynı bina içinde Tıphane ve Cerrahhane eğitimlerini ayrı ayrı yapıyormuş. Tıp eğitimi o yıllar batıda olduğu gibi dört yılmış, son sınıfta hocalar tarafından usta ve yetenekli olanlar tesbit edilerek sınava alını ve başarılı olanlar askeri hastanelere veya ordunun tabur alaylarına muavin tabip unvanı ile tayin ediliyorlarmış. Orada bir hekimin gözetiminde birkaç sene çalışıp deneyim kazandıktan sonra da serbest hekim oluyorlarmış. 

Tıphane-i Amire 1827’den 1836’ya kadar Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağında gündüz eğitimi yapıyormuş. 1836 yılında Sarayburnu’ndaki Askeri Kışla’ya (Otlukçu Kışlası’na) taşınmış. Ayrı binada eğitim gören Cerrahhane de burada tıp eğitimi ile birleşip, eğitim yatılı hale getirilmiş. Bu binanın yetersiz hale gelmesi ile Galatasaray’daki Enderun ağaları okulu tekrar elden geçirilip duzenlenmiş ve Tıbbiye 1839’da Galatasaray’ya taşınmış. Bu okula Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adı verilmiş. 

Bu okulun 17 Şubat 1839’da açılışı Sultan II. Mahmut tarafından yapılmış ve eğitiminde yeni düzenlemeler getirilmiş. Eğitim dili Fransızca olmuş ve öğrenci alınmaya başlanmış. Eğitim dilinin Fransızca olması zamanla hekim sayısında azalmaya yol açmış. Nitekim 1867 yılında Türkçe tıp eğitimi yapan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Mektebi) açılmış. 1870 yılında da askeri tıp okulunda dersler Türkçeleşmiş. 1878 yılında şimdiki Sirkeci Tren İstasyonu yanındaki Demirkapı Askeri Kışlası’na taşınmış. 1894 yılında Sultan II. Abdülhamit’in emriyle Haydarpaşa’daki Tıbbiye Binası inşa edilmeye başlanmış. Bu görkemli binaya 6 Kasım 1903’te taşınılmış. Önce Askeri Tıbbiye sonra, Sivil Tıbbiye taşınmış ve 1909 yılında iki mektep birleştirerek Darülfünun Tıp Fakültesi olmuş. 

İLK KUTLAMA 1919’DA

İlk tıp bayramı 14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da, tıp öğrencileri tarafından kutlanmış. Tepkilerini bu şekilde dile getirmeye çalışan öğrencilerin bu törenine Dr.Fevzi Paşa, Dr.Besim Ömer Paşa, Dr.Akil Muhtar (Özden) gibi dönemin ünlü hocaları da katılmış. 

1933’de “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” İstanbul Üniversitesi’ne dâhil olmuş. Peşinden de 1945’te Ankara Tıp Fakültesi, 1954’te Ege Tıp Fakültesi kurulmuş. Derken bugünlere gelinmiş…

NEDEN TIP BAYRAMI KUTLUYORUZ?

Ülkemizde geleneksel yöntemlerle tıbbi tedavi, çağına göre son derece önem verilmiş şifahanelerde, kendince bilimsel yöntemleriyle, tedavi usulleriyle, yetişmiş hekimlerle asırlar boyunca verilmekteydi. Avrupa rönesansından önce,  o dönem için tıbbi tedavi ülkemizde çok gelişmişti. Avrupa’da rönesansla beraber 16. yüzyılda tıbbi tedavi ve hekimlik, diğer bilimsel alanlarda olduğu gibi geleneği reddetti ve bilimsel yöntemlerle modern tıp düşüncesi doğdu ve ilerleyen asırlarda kurumsallaştı.

Ülkemizde batının gelişmiş kurum ve disiplinlerini yerleştirmeyi amaçlayan yenilikçi Padişah 2. Mahmut zamanında, 14 Mart 1827 tarihinde, “Tıphane-i Amire” ve “Cerrahhane-i Amire” adları altında modern tıp eğitimi veren okullar kuruldu.

İlk Tıp Bayramı kutlamasında amaç, İstanbul’un işgalini protesto etmekti.

Birinci Dünya Savaşı’nın yenik tarafında olan Osmanlı Devleti işgal altındayken, toplumun en aydınlık ve memleketin gidişatına en duyarlı kitlesini oluşturan hekimler, İstanbul’un işgalini protesto etmek için 1919 yılında Tıphane-i Amire’nin kuruluş yıldönümünde Tıp Fakültesi Talebe Cemiyeti, Dâr-ül Fünun Konferans Salonu’nda bir tören düzenleyerek tepkilerini gösterdiler.

Tıp Bayramı Tüm hekimlerimizin Tıp Bayramı kutlu olsun!

Tıphane-i Amire’nin kurulduğu Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı

Bu törende Tıp Fakültesi’nin tarihi anlatıldı, hocalar anıldı, I. Dünya Savaşı’nda 680 Türk, 40 Rum, 35 Ermeni, 10 Musevi olmak üzere toplam 765 öğrencisinin silah altına verildiği, bunların 415’inin şehit olduğu açıklandı. (Kaynak: istanbultip.istanbul.edu.tr)

Ancak bu ilk toplanışta amaç Tıp Bayramı’nı kutlamak değildi. Nitekim 1927’den sonra bir süre Bursa’da Yıldırım Darüşşifasında ilk Türkçe tıp derslerinin başladığı varsayılan tarih, 12 Mayıs, Tıp Bayramı olarak kutlandı. Daha sonra tekrar 14 Mart tarihi Tıp Bayramı olarak benimsendi ve günümüzde halen bu tarihte kutlamalar yapılmaktadır.

Continue Reading

GÜNCEL

Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı

Cumhuriyet’le yaşıt olan bu kutlamalar sadece Cumhurbaşkanı’nın katılımıyla Ankara’da gerçekleşmekle sınırlı kalmaz, ülke genelinde stadyumlarda kutlanırdı.

Published

on

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin millî bayramıdır. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmıştır ve bugün İtilaf Devletleri’nin işgaline karşı Türk Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gün kabul edilir. Atatürk bu bayramı Türk gençliğine armağan etmiştir.

Gençlik ve Spor Bayramı, ilk defa 24 Mayıs 1935’te “Atatürk Günü” adı altında kutlanmıştır. Beşiktaş’ın girişimleriyle Fenerbahçe Stadı’nda kutlanan bu ilk 19 Mayıs, Galatasaray ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun da katılımıyla bir spor günü haline gelmiştir.

Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen Spor Kongresi’nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni kutlanan Atatürk Günü’nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” adı altında her yıl yapılmasını teklif etmiştir. Kongrede oylanan bu öneri kabul edilmiş ve Atatürk’ün de onayıyla yasalaşmıştır. 20 Haziran 1938 tarihli kanunla “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan bu ulusal bayramın adı 12 Eylül Darbesinden sonra “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” adını almıştır.

Her yıl 19 Mayıs günü Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Türkiye’nin dört bir yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır. Üzerinde “Gençlikten Atatürk Sevgisiyle Cumhurbaşkanına” yazan ve “Sevgi Bayrağı” olarak adlandırılan dev bir bayrak Kurtuluş Yolu’ndaki Tütün İskelesi’nden karaya çıkarılarak Samsun valisine verilir. Daha sonra bayrak, Cumhurbaşkanı’na sunulmak üzere genç atletlere teslim edilir.

Samsun’dan yola çıkarılarak Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir ve Kırıkkale’den sonra 19 Mayıs törenlerinde Ankara’da Cumhurbaşkanına sunulur.

Cumhuriyet’le yaşıt olan bu kutlamalar sadece Cumhurbaşkanı’nın katılımıyla Ankara’da gerçekleşmekle sınırlı kalmaz, ülke genelinde stadyumlarda kutlanırdı. Ama 2012’de, Mayıs ayında havanın soğuk olacağı ve bu açıdan öğrencilere ve vatandaşlara yük olmaması gerekçesiyle başkent Ankara dışındaki illerde, stadyumlarda kutlanması Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’nce okullara gönderilen bir yazıyla engellenmiştir. Bu karar cumhuriyetçi kesimin büyük tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu konuda Alper Ayhan tarafından bir dava açılmış ve kazanılmıştır.

Continue Reading

GÜNCEL

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve dolayısıyla da halkın yönetime tam anlamıyla hakim olmasının ilk günü olduğu için ulusal egemenlik açısından da önemli bir anlam taşır.

Published

on

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920 günü kurulmasının onuruna, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından sadece Türk çocuklarına değil, bütün Dünya çocuklarına armağan edilen, her yıl 23 Nisan günü kutlanan, Türkiye’nin milli bayramıdır.

23 Nisan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve dolayısıyla da halkın yönetime tam anlamıyla hakim olmasının ilk günü olduğu için ulusal egemenlik açısından da önemli bir anlam taşır.

23 Nisan nasıl çocuk bayramı oldu?

TBMM’nin açılışından 2000’li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997’de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.

Continue Reading

POPÜLER BİLGİLER